Büro Keneleri


Bürolara dadanan ve oturdular mı kalkmak bilmeyen tiplerden bahsetmek istiyorum bugün sizlere. Hayatınızda o güne kadar yokturlar ve bir vesile ile sizinle tanışıp, samimiyet kurarlar. Kazara yüz verirseniz, ‘mesafeni koru’ tanımını çoktan aşmaya hazır olan bu tiplerle bir süre çaktırmadan mücadele edersiniz. Çünkü sizden aldığı yüzle, iki- üç günde bir sizi ziyaret etmeye başlarlar. Başlangıçta bir bahaneleri vardır. Ya işle ilgili ya da sizin büronuza yakın bir yere gelmişlerdir. Geçerken bir uğrarlar. Dün anlattığınız bir şeyi merak etmişlerdir. Annenizi merak ettim, nasıl oldu? diye konuya girerler ve kendi başlarından geçen bambaşka şeyleri saatlerce anlatıp giderler.

Siz işyerinizde olduğunuz için, kaçma şansınız yoktur. İşyeri mesai saatlerinde açık olmalıdır. Bu tiplerden birisi, sabah tam 09:00 da gelmeye başlamıştı. Daha afyonum patlamamış, kapının önünde bir tip. Bir işyeri önce açılır, odalar havalandırılır. Çay veya kahve suyu konur. Günlük gazeteye şöyle bir göz atılır. Ondan sonra işe başlanır. Böyle sabahın köründe gelen tipler yüzünden bazen, gazetem akşama kadar açık kalır masamda. Okuma fırsatım olmaz ki.

Kapının deliğinden baktığınızda görürsünüz yine aynı kişinin geldiğini. Açmamanız elde değildir. Aynı anda büro telefonu çalabilir veya kapınıza ‘gerçek’ müşteriniz gelebilir. Mecburen açar ve buyur edersiniz. Bir de size sorarlar: Müsait miydin? Rahatsız etmiyorum ya?

Hayır, müsait değilim, tam da çok ince bir muhasebe hesabı yapıyordum, üstüne geldiniz, diyemezsiniz. Bu esnada normal müşteriniz de gelebilir, telefonla da arayabilir. Bu da o an için konsantrasyonunuzu bozabilir. Ancak, ikisi arasındaki fark şudur: İşinizin, işle ilgili olarak bölünmesi, sizi rahatsız etmez. Aynı konuda farklı pencerelerdir açılanlar. Ama büronuza dadanan kişi geldiğinde, artık siz uzunca bir süre iş yapamayacağınızı, yapsanız bile, sürekli olarak, masanızın önünde ya da karşınızda oturan ve konuşan kişi yüzünden, hata yapma ihtimalinizin yüksek olması nedeniyle, iş yapmaktan vazgeçeceğinizi bilirsiniz. Bu da insanı geren bir şeydir. İlk başlarda, konsantre olamazsınız, bir iki geçiştirme cümle kurarsınız. Çünkü aklınız işinizdedir. Ama oturan kişi, artık hangi bahaneyle gelmişse, aklına koyduğunu, tüm söyleyeceklerini söyler ve rahatlar. Otomatiğe bağlanmış gibidir. Yolda kararlaştırmıştır ne söyleyeceğini. Oturur, başlar konuşmaya, anlatır anlatır; siz de konu artık ne kadar ilginizi çekiyorsa, dinler ve/veya konuşmaya yorum yaparsınız. Zaten, siz konuşmaya başlayınca da işinize olan ilginiz gittikçe azalır, bir müddet sonra da artık aynı yerden başlayamayacağınızı bilir ve sinirlenirsiniz. Tekrar sil baştan yapmanız gerekecektir. Bu esnada artık karşınızdakine bir şeyler söylüyorsunuzdur ama aklınız tekrar yapacağınız iştedir. Bir an önce gitse de yeniden başlasam, diye düşünürsünüz. Bu süre 30-45 dakikayı geçmişse, geçmiş olsun. Artık o gün o işe aynı hevesle dönmeniz mümkün değildir.

Bir de bu tipler, ara sıra kendilerini affettirmek de denmez ama gelmelerinin lüzumsuzluğunu kapatacak bir şeyler getirirler. Fazla pahalı olmayan poğaça, simit, porsiyon tatlı vb şeylerle sizi düşündüğünü, boğazından geçmediğini belirtmek isterler. Tabii size de onların yanında çay, kahve vb bir şeylerle getirilenleri ikram etmek düşer. 



İşte bu tablo yani, getirilen yiyeceklerin tabaklarda ikramı, yanında içecek servisi ortamı işyeri olmaktan çıkarır ve ev havasına sokar. Bundan sonra artık bunları getiren ve ortamı istediği havaya sokan kişi, arkasına keyifle yaslanır, olayın iyice tadını çıkarır ve kontrol sizden çıkar. Artık ortamın hakimi odur. Para vermiştir, zahmet etmiştir, sizi düşünmüştür. Durduk yere hak etmediğiniz bir eziklik hissedersiniz.

Bunlar, kendi kendilerine sizin adınıza karar vermeye kadar işi götürürler. Canınız sıkılmasın, diye geldim. 3 saat oturduktan sonra giderken, eh artık siz de kitap okursunuz. Hayır, iş yapacağım, dediğimde çok şaşırmıştı bunlardan biri. İşten arta kalan zamanda, kitap okuduğumu her fırsatta, herkese söylerim. Garibim, beni hep büroda kitap okuyorum zannedermiş meğer.

Bütün bunlar tipik arabesk uygulamalardır. Arap kültürü ile Batı kültürünü karıştırdığınızda, uygulamada böyle sorunlar ortaya çıkmaktadır. Tabii ne kadar Batılı iseniz size o kadar sorun olarak görünen olay, ne kadar rahatsanız, zaman kavramınız yoksa o kadar doğal gelir. Gittiğiniz yer işyeri mi, bir iş yerinde bu kadar saat oturulur mu? Karşınızdakini meşgul mu ediyorsunuz? Şahsen benim hep imrendiğim Batılı tarzdaki işyerlerinde, herkes işine gücüne bakar. Kahve molası verecekse, bu kendi isteği ile ve en fazla 20 dakika olur. İşi lüzumsuz konuşmalarla, beklenmedik ziyaretçilerle, bölünmez.

Büronuz varsa, ne kadar uğraşırsanız uğraşın mutlaka böyle tipler şanslarını denemek isterler. Sizin kendi kendinize 20 dakika vereceğiniz kahve molanız bu kişilerin gelmesiyle artık 4 veya 5 katına çıkabilir. Siz işinizi, gününüzü kendinize göre planlarsınız. Ancak, böyle çat kapı, zamansız, randevusuz gelen kişiler yüzünden, bütün gününüz heba olabilir. Bir de bu tiplerin hemen her an gelebileceği düşüncesinin verdiği tedirginlik de cabası.

Sabredersiniz, anlamasını beklersiniz, gelme sıklığının azalacağını, vazgeçeceğini sanırsınız ve yanılırsınız: Bir gün anlar herhalde, iyi niyetiyle bir yere varamayacağınızı siz anladığınızda, bu kişiye bir şekilde artık sizi meşgul ettiğini belirtmeniz gerekmektedir. Önce ihsas ettirirsiniz. Başkalarından bahsediyor gibi, az önce birisi geldi, tam bir saat oturdu, beni hiç ilgilendirmeyen şeyler anlattı, dersiniz. Anlamaz. Tam da bir şey araştırıyordum, siz geldiniz, dersiniz. Anlamaz, anlamamazlıkdan gelir. Anlasa hemen kalkması gerekecektir. Olmaz ki, o buraya en az bir saatten az olmamak üzere oturmaya gelmiştir. Evde veya işyerinde onu o kadar dinleyen kimse yoktur. Siz dinledikçe o anlatır ve gelmeye devam eder. Ara sıra kalksanız, bir işim var, deseniz, o yine anlamaz. Bir daha gelir, geçen sefer işi vardı, bu sefer yoktur, der. Bir de sanki işiniz olduğunu onlara ispatlamanız gerekiyor. Masanız derli toplu, ortalıkta evrak yoksa, tamam. Sohbet etmeye müsait adaysınız. Canınız konuşmak, laf yetiştirmek istemiyor olabilir. İşiniz haricinde başka bir şey yapmak istiyor olabilirsiniz.

Yok, bunlara hiçbir çare yok. Bunca yıllık tecrübemle söylüyorum. Siz direkt söylemezseniz bu tipler kesinlikle anlamıyorlar. Kesin, net cümlelerle söyleyeceksiniz. Gelme, beni meşgul ediyorsun, işim var. Hani varsa böyle keneleriniz ve iyi niyetle anlamalarını bekliyorsanız boşuna uğraşmayın, diye söyledim.


* 15 Temmuz 2008, http://peymanyuksel.blogspot.com.tr/




 
 



Etiket: Büro, kene,


Peyman YÜKSEL
Eposta : peymanyuksel@gmail.com



web.tasarim.namikerdemkaya.com